Son Dakika
21 Ekim 2017 Cumartesi

Hürriyet Avrupa’da havlu mu atıyor

16 Ağustos 2017 Çarşamba, 15:00

Türkçe konuşan 6 milyon Avrupalı 6 bin Türkçe gazete almıyor.

Derdimiz Avrupa’daki Türk medyası, daha doğrusu 6 milyona yakın insanımızın yaşadığı bir coğrafyada inanılmaz bir hızla biten Türk gazeteleri. En başta da günlük Avrupa bayi satışının acı sınırının da altına düştüğü ileri sürülen “en büyük” Hürriyet… Buna döneceğiz.

Ama geçerken, Cumhuriyet ve Türkiye merkezli bir soru soralım: Nuray Mert’in gitmesi makul de, onu getirenlerin, sırf Erdoğan rejiminin faşist uygulamalarına maruz kaldı diye, hâlâ İlhan Selçuk damgalı gazetede kalması mı makul değil? Cumhuriyet’in “pişmanları”, başta da Akın Atalay ve Hikmet Çetinkaya, islamofaşist baskıların ve tek bir iddianın bile yer almadığı bir hukuk felaketinin mağduru olabilirler, ama bunların gazetecilik ve solculuk mesleğindeki rolü, “içerideki eski pişman arkadaşlarıyla birlikte”, Gorbaçov’un rolünden daha farklı değildir. Beterin beteri hep olur, birbirlerini izlerler: Gorbiler yolu açar ve Yeltsinler tarafından tasfiye edilir. Bu arada ülkeler, kurumlar yerle bir olur. Nuray Mertleri getirenler gönderilmedikçe Cumhuriyet’in varlığını koruması mümkün görülmüyor.

Osman Çutsay

Osman Çutsay

Öyle gerçekten: Nuray Mert gidiyor da, onu ve benzerlerini bu gazeteye yığanlar niye kalıyor? Türk gericiliğinin “kıraliça”sı Nuray Mert, zaten bunu anlayamadığını anlatıp duruyor sağda solda. Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya, Güray Öz, Aslı Aydıntaşbaş, Nilgün Cerrahoğlu, Ahmet İnsel vs. kimsenin okumadığı yazılarını yazmaya ve bu yoksul gazetenin (daha doğrusu “mandıranın”) damarlarındaki son kanlardan “nemalanmaya” devam edebilirler. Bu satırların yazarının “mecburen yakından izlemek zorunda kaldığı” Cumhuriyet’te büyük bir altüst oluş bekleniyor, ama bu şimdilik kenarda kalsın. Gelenin gideni aratıp aratmayacağı yakında ortaya çıkar.

Biz, Avrupa’daki Türk gazetelerine bakalım.

AVRUPA’DAKİ TÜRK GAZETELERİ ÖLDÜ

Mesele Avrupa’da. Yaklaşık 3.5 milyonu Almanya-Avusturya hattında yaşayan Türkçeli bir halk grubunun, Türkçe gazeteleri ölüme mahkûm etmesi önemli. Neden? Neden günlük gazeteler biterken haftalık veya aylık yayınlar hiç yok? Basılı Türkçe yayın biteli çok oldu Avrupa’da.

Büyük bir çölleşme bu. İstanbul’dan gönderilip Frankfurt’ta basılan gazetelerin birer Avrupa cahili olması, Avrupa’daki Türk medyasından ise “dişe dokunur” tek bir gazeteci çıkmaması ayrı bir konudur. Asıl mesele, Türkçeli insanların bu yayınları okumaya ve yaşatmaya değer görmemesidir. O nedenle Avrupa’daki toplam Türkçeli nüfusun sadece yüzde 14’ünün oyunu alabilmiş AKP’nin ve AKP’cilerin tedirginliği de normaldir. 2017 yazında ilan edilen şu: Hürriyet son demlerini yaşıyor, diğerleri, yani Sabah, Sözcü, Türkiye, Aydınlık ve hatta Yeni Özgür Politika, birer yaşayan ölüdür. İstanbul cehaletiyle hazırlanmış, buradaki reklam kırıntılarından bir şeyler toplamaya çalışan gereksiz “bildiri”ler. Siyasal gereklerle boy göstermek dışında bir işlevleri ve çekicilikleri bulunmuyor.

Böyle bir zeminde piyasaya, o da kısmen, altı günlük gazetenin verilmesi, hepsi zarar eden bu “ceridelerin” en kabadayısının yaz aylarındaki günlük Avrupa bayi satışının 4-5 bin bandında takılıp kalması, gelecek yıl bu zamanlarda ne bu rakamların ne de bu gazeteciklerin kalmayacağını iddia edenlerin elini güçlendiriyor. Çok ilginç sinyaller bunlar.

Nasıl olmasın? Bir dönem Türk medyasının amiral gemisinin de Avrupa’daki son birkaç teknik kadrosunu kapının önüne koyduğu, yılın ikinci yarısında son çıkışların verildiği kimsenin meçhulü değil. Ortada gazete falan yok artık. Bazı yerel imzalar var, ama muhabir veya redaktör olduğu çok kuşkulu. Sadece satılamayan bazı boyalı kağıt parçaları var. Piyasa aktörlerinden gelen yaz bilgileri, Sözcü, Sabah, Aydınlık ve Türkiye gazetelerinin toplam bayi satışlarının 1000-2000 bandına takıldığını gösteriyor. Bazılarının satışı birkaç yüzü bile bulmuyor. Ama bu utanç rakamlarına rağmen basılıp dağıtılıyorlar.

Bu gazetelerin varlık nedenleri değil sorun. Neden Türkçeli milyonlar bu gazeteleri artık tamamen ölüme mahkum etmiş bulunuyor. Neden başka yayınlar yok? Asıl mesele bu.

Sonuçta, Türkçe kendisine yaşayacak, daha doğrusu “sürünecek” yeni alanlar da buluyor. Misal: Yerel parasız ilan gazeteleri bu yollardan ilki. Şimdi internet sitelerine de dönüşmeye başladılar ve İslamcı Ankara epeydir bu eğilimi göğüslemeye çalışıyor. Bunun için çeşitli yemleme yöntemleri kullanılıyor.

ANKARA’NIN GİZLİ-AÇIK “SÜBVANSİYONLARI”

Gerçekten de, Avrupa’da çok sayıda yerel ve maalesef -bir iki istisna dışında- her biri diğerinden daha acemi ve kötü Türkçeli “haber sitesi”, hatta basılı reklam gazeteleri var. Bunların da yine birkaç istisna dışında Ankara ile büyük bir çatışmaları yok. Yayılıyorlar. İslamcı Ankara’nın bu alandaki sürprizlere karşı önceden önlem aldığı ve her şehirde yeni yeni haber siteleri açılmasını “uygun yollarla” desteklediği, bu amaçla büyükelçilikleri bile görevlendirerek “sübvansiyonlar” yapıldığı da biliniyor. Bütün bunların ince ayrıntılarının yakın bir gelecekte iktidar biraz sallanmaya başlayınca ortalığa sapır sapır döküleceği kesin.

Ama Türkçe resmen katlediliyor; çünkü kamusal alandan hızla çekiliyor. İnsanlarımız kendi dillerindeki yayınları yaşatmak için hiçbir çaba göstermiyorlar. Bu nedenle bulundukları ülke dillerini de layıkıyla öğrenemiyorlar. Öğrenenlerin ise, bir eğilim olarak, ilk yaptıkları, kendilerine dayatılan “demokratik gerekçeler” karşısında Türkiye’nin aydınlanmacı-cumhuriyetçi geçmişini kusmak ve kendi kimliklerini reddetmek oluyor. Türkiye’nin ve cumhuriyet rejiminin başından itibaren bir “anomali” olduğunu kabul edenlere bütün kapılar açılıyor. Bir aydınlanma dili olarak Türkiye Türkçesinden nefret hızla yayılıyor. Kariyer yapmak isteyenler, Metris-Diyarbakır hattındaki 12 Eylül zindanlarında devrimcilere dayatılan kanlı kimlik reddiyeciliğini daha barışçı ve kansız görüntüler eşliğinde günümüz Avrupa’sına taşımak zorundalar: Türkiye ve Türkçe, aydınlanmacı, aydın ve emekçi karakteriyle sahip çıkılarak aşılacak değil, kimilerince İslamcı iktidar bahane edilerek, sadece nefret edilecek bir “yanlışlıktır”.

Böyle bir ortamda, Türkçe medya da hak ettiği sonu yaşıyor. Bir kültür, bir dil hiç hak etmediği suçlamalar karşısında susmayı seçiyor. Sol ise sahnede hiç yok. Konuşanların milliyetçi ve liboş bayağılıklarla sadece İslamcı Ankara’ya hizmet ettiğini söyleyebiliriz.

Türkçeyi yaşatmayı ve ilerletmeyi görev sayanların, bunu aydınlanmacılığın, cumhuriyetçiliğin, hatta devrimciliğin bir gereği olarak görenlerin, çok geç olmadan meseleye el atması gerekiyor. Çünkü, tekelci medya çökünce ortalık sola kalmıyor, tersine, camilerden, cemaatlerden, ticarethanelerden başlamak üzere çok iyi örgütlenmiş yeni bir islamofaşist gericiliğin eline kalıyor.

Hürriyet’in bir gazete olarak Avrupa’da -kimilerince- tası tarağı toplama sinyalleri vermesi, son tahlilde önemli değildir. Bir şeyler altüst oluyor, tam kokusu yakında çıkar. Ama Türkiye’de yaklaşık 80 milyon insan yaşıyor, Avrupa’da da 6 milyona yakın insan Türkçe kullanıyor. Belki çok daha fazla… Bütün bu rakamların ciddiye alınabilecek bir yayıncılık yaratamaması, yaşatmaması, biraz da Yugoslavya, Irak, Suriye gibi örneklerin felaketten önceki iklimlerini hatırlatıyor. Hatırlatmıyor mu?

Acayip işler oluyor. Bunları anlamamız ve anlatmamız gerek. Demek ki, döneceğiz. Bilgilendireceğiz.

SÖZCÜ GAZETESİ’NDEN AÇIKLAMA:

“Sözcü’nün Avrupa tirajı 5000 civarında ve bayii satışıyla kar eden tek gazetedir. Yaz aylarındaki düşüş ise en fazla 400 ile 900 arasındadır. Diğer gazetelerin tirajları hakkında yorum yapmamız doğru olmaz ama Sözcü’nün başarısı bu açıdan önemli bir örnektir. Doğru bilgilendirme adına okuyucularınızla paylaşıyoruz.”

Osman Çutsay

Odatv.com – 11.08.2017 – 03:46

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir