Son Dakika
19 Ocak 2019 Cumartesi

Bu iftiracılar Cumhuriyet’e nasıl yönetici oldu

17 Eylül 2018 Pazartesi, 01:10

Böyle bir toplu saldırıya, Soğuk Savaş’tan bu yana 2000’lerde Putin ve Esad dışında pek tanık olmamıştık.

Gorbaçov ve Özal döküntüsü bir avuç kiralık adam, “Türk Gorbileri”,
bunu başarmış oldular. Başka bir şeyi değil, bunu becerdiler. Alman ve
Avrupa kamuoyunu iftira ve kin bombalarıyla kendi yanlarına çekmeyi
başardılar. Alman Birinci Televizyonu ARD’den diğer kanallara, internet
siteleri, liberal gericiliğin “sol” karargahı TAZ’dan
sağcı Frankfurter Allgemeine Zeitung’a, ondan merkez soldaki Süddeutsche
Zeitung ve Frankfurter Rundschau’ya, neredeyse bütün gazetelerin ortak
haberi ve yorumu -mealen- şöyle: Türkiye’deki yegâne muhalif gazete
Cumhuriyet, “Erdoğan destekli karanlık, ekstrem nasyonalist ve ultra kemalist darbe sonucu tasfiye edilmiş bulunuyor.” Ortak haber ve yorumdur, şaka değil.

Osman Çutsay
Osman Çutsay

Böylesi gerçekten görülmemişti.

Tabii itiraz mümkün: Bu yeni “itirafçı ve iftiracı tür”, ülkeler ve sol bir dünya sistemini yıktı, neden şaşırıyoruz ki? Doğrudur.

Aklımızdan hiç çıkmıyor İlhan Selçuk’un yıllar önce telefonda, küçük bir edebiyat dergisinde (Seyyit Nezir’in “Eski”sinde)
mücadelesiyle ilgili yayımladığımız -daha sonra Odatv’de de çıkan- bir
analitik yazının ardından, söyledikleri. (*) Bitirirken yineleriz: “Bunlar bizi hiç istemedi, ama biz hep yaptık.”

Bu, sosyalizmin gölgesinde doğmuş Cumhuriyet’in ve cumhuriyetçilerin,
özellikle de jakoben Türk aydınının ana ilkesiymiş, şimdi daha iyi
anlıyoruz.

Ne mi oluyor? Bu Cumhuriyet’i karalama fırtınası “demokrasinin beşiği AB’de”, ki şimdilerde usul usul “illiberal demokrasiye” geçiş yapıyor, nerelere mi açılıyor? Bunları yapanlara şaşırmak mı gerekiyor?

ERDOĞAN OPERASYONUYMUŞ

Hadi, şöyle ve daha derli toplu soralım: Sıradan bir Alman ve hatta Avrupalı okurun, Türkiye’deki son “Erdoğan operasyonunu”, Cumhuriyet’in “karanlık, ekstrem nasyonalistlerce, ultra kemalistlerce ele geçirilip Erdoğan’ın hizmetine sokulduğunu” nasıl
değerlendirdiğini merak mı ediyorsunuz? Hiç sormayın. Biz söyleyelim:
Naziler, ülkedeki yegâne muhalif gazeteyi Erdoğan’ın yardımıyla ele
geçirdiler. Gerçek gazeteciler gazeteyi terk etti ve hepsi işsiz
kaldılar. Cumhuriyet’i çıkaracak gazeteci bile kalmadı geride, bu kindar
ve soldan düşük müfterilere bakarsak.

Ama asıl mesele galiba şu: Erdoğan ve onun Nazileri, son muhalif
gazeteyi de ele geçirdiğine göre, Avrupa’nın bu mağdurların elinden
tutması, onlara yeni gazeteler, televizyonlar ve hatta “think tank”ler açması lazım gelmez mi?

Öyledir. Zaten de yapıyor. Can Dündar yerlerde sürünen “özgürüz”
(**) girişiminden sonra şimdi de demokrasi ve hukuk devletini falan
inceleyecek bir “think tank”in kurulmakta olduğunu duyurdu, daha doğrusu
bu bilgiyi “sızdırdı”. Demokrasiyi, hukuk devletini falan araştıracakmış bu “düşünce fabrikası”… 

Destek almaması mümkün mü? Bırakın gazeteleri, iddia ediyoruz, Avrupa
Almanyası’nın tüm medyası, dolayısıyla Alman kamuoyu, Cumhuriyet’teki
yönetim değişikliğini şu anda Erdoğan ve Kürt düşmanı aşırı Türk
nasyonalistlerinin bir darbesi olarak görüyor ve kabul ediyor. Bu konuda
iki ana kaynakları var: Aydın Engin ile Can Dündar. Başka da kimseye
soran yok. Benzerine sadece Putin ve Esad konusunda rastlanabilecek bir “şeytanlaştırma” operasyonunu yönetiyor bu iki “gazeteci”. Böyle bir cadı avına, böyle bir “Dämonisierung” veya “demonisation” operasyonuna epeydir rastlamamıştık.

Cumhuriyet ve yeni yönetimi, iki Gorbaçov düşüğünün dostları
yardımıyla örgütledikleri ataklar ve kendilerine yönelik
toplumsal-siyasal talep doğrultusundaki hizmetleri sonucunda, Avrupa
medyasında artık tam bir şeytandır. Aşırı nasyonalistler, ultra
kemalistler, despotlar yani, Erdoğan ile anlaşarak Türkiye’deki son
muhalif gazeteyi onun adına ele geçirmiş oldular. Öyle bakıyorlar.
Tamam.

Tamam da, soru veya sorun bu değil ki.

Bunu neden yaptıkları da değil.

Sorun, böyle bir talebin olup olmadığı. Gerçi o talep olmasa da “her arz kendi talebini yarattığı için”, sonuçta kendi müşterilerini üretebileceklerdi. Fakat var öyle bir talep.

KİN YÜKLÜ İTİRAFÇI BOMBALARI

Aydın Engin ve Can Dündar, kıt Almancaları ve kıt İngilizceleri
eşliğinde, elbette Türkçeyi ihmal etmeden, kendilerinden ne isteniyorsa
ve içlerinde Cumhuriyet’e ne kadar kin biriktirmişlerse öyle, ağır bir
karalama kampanyasının kahramanlarıdırlar artık.

Özellikle haftalık yarım milyona yakın satan Die Zeit gazetesindeki
son Can Dündar yazısı (***), insana şu soruyu sorduruyor: Bu adam sanki
baba mesleğini sürdürüyor, anladık, ama bu kadar kini nasıl ve neden
biriktirdi? Asıl önemlisi: Bu seviyesiz ve iftiracı iki Gorbi
döküntüsüyle yıllarca insanlar nasıl aynı çatı altında çalıştı?

Bu iki iftiracı muhbiri, solun ve solcu medyanın içine kimler soktu?
Bu adamlar hangi gazetelerden geçti? Nereye geldi? Solculuk adına
bunları kimler muhatap aldı ve yönetici yaptı? Neden?

Bilemiyoruz, artık çok da önemli değil. Ama Aydın Engin ve gazetedeki “TKP Pişmanları” (Akın Atalay, Hikmet Çetinkaya, Güray Öz, tabii dolaylı olarak Celal Başlangıç, Atilla Coşkun vs.) ile gazetenin dışından “müdürlüğe”
oturtulan, her dönemde işlerini yoluna koyabilmiş, Cumhuriyet
Türkiyesi’nden nefretini İslamcı destekçisi liberallerden solun içine
taşımaya yeminli Can Dündar, “Atatürkçü yönetim değişikliğinden beri” biraz okur-yazar herkesin için bulandıran bir mesleğe geçiş yapmış bulunuyorlar.

Kendilerinden isteneni yapıyorlar. Talep büyük.

İki çok kirli, her dönemde paranın kokusunu almış, esnaf, hep
iftiracı ve hep bir dönem bulaştıkları sola düşman gazete satıcısının,
Avrupa’daki maceralarını daha sık anlatmak zorunda mı kalacağız?
Mümkündür. Böylesini görmemiştik. Çünkü önceki Gorbilere veya nevzuhur
Damat Ferit’lere bu kadar olanak vermemişti AB Almanyası. Peki.

Ya bu çürütücü militanlar kazanacak ya biz.

Karşıdevrimci liberallerin faşistlerden farkı olmadığını, bu türlerin
1917 ve 1923’ten beri birbirlerini tamamladığını, eksiklerini
giderdiğini bağırıp duruyoruz. Önümüze böyle örnekler düşmüş, şimdi
halkımıza ve Avrupa’nın gerçek aydınlarına emekçilerine anlatmamak olur
mu? Yeni zamanlardayız. Kahramanlarımız yeni, hainlerimiz, kin yüklü
iftiracılarımız ise eski, kirli ve yaşlı. Bu, iyidir.

Ama iç bulantılarını özetleyen bütün bu kıssanın asıl “hissesi” herhalde
şudur: Gerçekten iyi ve solun/emeğin/aydının hakkını veren, derinlikli,
yaratıcı bir gazete veya gazeteler yapılmalı, sol da içine giren böyle
liberal satıcılara karşı artık önlemler almalıdır. Bu döküntülere
verilecek yegâne yanıt budur.

İlhan Selçuk, sözünü ettiğimiz konuşmada, Batı’nın bizim kurduğumuz
cumhuriyeti hiç istemediğini, Türkiye’deki ahmakların da Cumhuriyet
gazetesini hiç istemediğini söylemiş ve eklemişti: “Onlar istemedi, ama biz hep yaptık.” Genç kuşaklara kalsın bu inat diye yineleyip duruyorum.

Devrimcilerin ortak amentüsü budur.

Görünen o ki, karşıdevrimcilerin de kendi amentüleri var: Yalan, iftira ve itirafçılık.

Tekrar sormadan bitirmeyelim: Aydın Engin ve Can Dündar gibi böyle acımasız sol düşmanı “pişmanları-itirafçıları-iftiracıları” neden
bu kadar içine soktu ve yönetici diye başına oturttu bu sol? Onun
yanıtını birlikte çalışanlar verecek. Gerçekten yeni bir habercilik
yaparak, yeni gazeteler örgütleyerek, umarız Cumhuriyet’i bir anomali
olarak görenleri içinden atarak… Faşizan bubi tuzaklarına
yakalanmayarak…

Yaparlar mı?

Osman Çutsay/Frankfurt

Odatv.com – 15.09.2018 – 23:01

(*) https://odatv.com/ilhan-selcuk-neden-buyuk-gazetecidir–0506101200.html

(**) https://ozguruz1.org/de

(***) https://www.zeit.de/kultur/2018-09/cumhuriyet-tuerkei-uebernahme-pressefreiheit-journalismus-tuerkisch

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir