Son Dakika
23 Kasım 2017 Perşembe

Avusturya’da Hitler falan yok, ama…

19 Ekim 2017 Perşembe, 03:08

AKP Viyana’da rüzgâr ekti, Türkiye ve Türkler fırtına biçebilir

Avusturya’da 15 Ekim günü sandıktan açık bir biçimde sağın çıkması, hatta sağın da sağı bir ikinci gücün iktidar potasına girmesi, Avrupa’yı bekleyen “faşizan tehditle” ilgili yeni yorumlara neden oldu. Avusturya’da Hitler tipi bir siyasetin şansı olmadığını savunan Viyanalı yayıncı-gazeteci Birol Kılıç, gerek Ankara’yı gerek Avusturya’daki Türk toplumunu bekleyen seçim sonrası muhtemel sürprizleri değerlendirdi. Kılıç, son gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Osman Çutsay

Osman Çutsay

Osman Çutsay: Avusturya siyasetinde beklenen şey mi gerçekleşti 15 Ekim seçimlerinde? Siz gelinen noktayı nasıl görüyorsunuz? 

Birol Kılıç: Görünen köy kılavuz istemez. 15 Ekim seçimlerinde, Avusturya seçmenlerinin toplamda yaklaşık yüzde 60’ı, “sağ” demiştir. Hıristiyan demokratlar olarak bilinen ÖVP’nin lideri Sebastian Kurz, aşırı sağ ile popülist sağ çorbasından oluşan neo-nazi geçmişi olan FPÖ’nün, göçmenler ve siyasal İslam başlıklı haklı-haksız iki temel konusunu, zaten son iki yılda kendi parti programının konusu ve sloganı haline getirmişti. Bu iktidarın en büyük müsebbibi, Ankara hükümetinin son on yıldır yürüttüğü Avusturya ve AB politikalarıdır. Son beş yıldır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birkaç kez Avusturya’ya gelerek 20 bin kadar Türkiye göçmenini Türk bayrakları ile Viyana sokaklarına dökmesi ve bu insanların, buradaki inançlı-inançsız, Hıristiyan, Yahudi, agnostik ya da ateist vatandaşları korkutması, Avusturya’nın toplumsal belleğine nakış gibi işlemiştir.

Avusturya tarihini iyi bilenler, Erdoğan ve AKP için Türk bayrakları ile sokaklara dökülen ve “Allahu Ekber! Biz Erdoğan’ın askerleriyiz!” şeklinde sloganlar atan bu kişileri, 1938 yılında Avusturya’yı Nazi bayrakları ile ilhak ve işgal edenlere benzetmiştir. Kısaca, buna tepki olarak FPÖ ve ÖVP, oylarını sağlamlaştırmıştır. Avusturya basınının çoğunluğu, Müslümanlara ve Türkiye göçmenlerine sahip çıkan sol liberal basın dahi korku, şaşkınlık, hayal kırıklığı içinde nefret ve tiksinti duymaya başlamıştır. Avusturya’da yaşayan 300 bin Türkiye göçmeni, bu sokağa dökülen 10 binden fazla kişi ile ister aynı fikirde ister karşı fikirde olsun, bu tutumun Türklere ve Müslümanlara karşı önyargı, ayrımcılık ve bireysel ırkçılık olarak geri döndüğünü bizzat yaşayarak öğrenmiştir. Hele hele Türkiye referandumu sürecinde, Ankara hükümeti ve AKP taraftarlarının Avusturya ve Avrupa’da yaptıkları, bu seçimin sonucunu yani yüzde 60’lık bir sağa kayış olacağını aslında bize zaten göstermiştir.

ANKARA ÇOK YANLIŞ YAPTI

Çutsay: Ankara politikalarının bu sağ yönelişi güçlendirdiğini söyleyebilir miyiz?

Kılıç: Gelinen nokta, Ankara hükümetinin ve Erdoğan’ın işte bu unutulmayan yanlış ve talihsiz siyasetinin bir sonucudur. Avusturya toplumu, korku, panik ve endişe içinde, Türkiye göçmenlerinin yurtdışından yönetilip yönetilmediğini ve her an kendilerine saldırabilecek insanlar olup olmadığını sorgulamaya başlamıştır. Ruhlarına çöken bu korku, çok taze olarak belleklerindedir. Bunun bedelini, Türkiye göçmenleri ve Müslümanlar olarak zehirli bir ortamda yaşayarak her gün ödüyoruz. Bunu anlatan ve dostça uyaran insanlara, Ankara hükümeti ve AKP tarafından belli ki maddi ve manevi beklentileri olan insanlar, halen sözlü ve yazılı olarak sosyal medya da dahil olmak üzere her yerde saldırmaya devam etmektedirler. Bu, devamlı Avusturya basınına yansıyor. Bunlardan haberi olan veya olmayan, ayrımcılığa uğrayan Türkiye göçmenleri, psikolojik sorunlarla boğuşmakta. İntihar ve cinnet vakaları artmakta.

“HİTLER İKTİDARI” SAFSATASI

Çutsay: İngiliz-Amerikan medyasında ve onların etkisindeki ajanslar üzerinden dış dünya medyası “yeni bir Hitler rejiminin iktidara yürüdüğünü” söyleyebiliyor. Türk basını da bu manşet ve haberleri neredeyse aynen üstleniyor. Öyle mi gerçekten? Yani bir Hitler iktidarı mı kuruluyor Viyana’da? 

Kılıç: Hayır, Hitler iktidarı kurulmuyor. Almanya’da CSU olarak bilinen Hıristiyan Sosyal Birliği eski lideri Franz Josef Strauß ile CDU olarak bilinen Hıristiyan Demokrat Birliği, bu siyasetin babasıdır. CSU–CDU birliğinin yani iki Hıristiyan demokrat partinin sağında, meşrulaştırılmış daha sağ bir partinin olmaması gerekiyor. Burada hedef, Nazi ve Neonazilerin Alman Parlamentosu’na sokulmaması ve gerekirse birliğin sağ söylemlerinin ehlileştirilip toplum içinde daha kabul edilebilir bir hale getirilerek iktidarda kalınmaya devam edilmesi ve bunun Alman ekonomisi ve halkının çıkarına kullanılmasıdır.

Aynısını aslında ÖVP lideri Sebastian Kurz, sağdaki rakibi FPÖ’nün programında yer alan ve toplumda rahatsızlık yaratan siyasi İslam, IŞİD ve ülkede yaşayan 700 bin Müslüman’ın tam entegre olmaması gibi konuları, ana teması haline getirerek yapmıştır. ÖVP lideri Sebastian Kurz, adeta FPÖ programının oldukça kışkırtıcı bir şekilde kullandığı göçmenler, İslam, Siyasi İslam, mülteci konularını kendi programı olarak ehlileştirmiştir. Yani, Avusturya devletinin uzun yıllardır bir bileşeni olan ÖVP, aşırı sağa yönelime ve Nazizm gibi kabul edilemez bir akıma karşı, uzun vadede ülkenin menfaatleri adına bir bariyer oluşturmuştur. Bir başka deyişle, FPÖ’nün kontrolsüz bir şekilde iktidara gelmesi engellenmiştir. Sağ görüşün Avrupa’daki yükselişi, aslında Ortadoğu’da oynanan oyunların bir parçasıdır. Buradaki durum da, bunun Avusturya’daki yansımasıdır.

YENİ AVRUPA SAĞI

Çutsay: Avrupa sağı yenilendi ve Hitler politikalarıyla gelen hezimetten sonuçlar çıkardı yani… Öyle mi?

Kılıç: Gelinen nokta aslında çok basittir: Avrupa’da ehlileştirilmiş bir sağ prototipi oluşmuştur ve bu oluşum en başta kapitalin yani büyük şirketlerin ve üretim odaklarının yanındadır. Hitler’in yaptığı gibi biyolojik bir ırkçılık söz konusu olamaz. Çünkü Avusturya ekonomi liderleri, Avusturya gibi dış ticaretle ekonomisini ayakta tutan bir ülkenin böyle bir yola girmesine müsaade etmeyerek geleceği sigortalamıştır. Sorunlar vardır, ayrımcılıklar vardır ve arada sırada şiddet de vardır, ama bu toplum tarafından kabul edilmez.

Avusturya bir hukuk devletidir ve kuvvetler ayrılığı ilkesi burada çalışmaktadır. Bunun böyle kalması için fikir ve basın özgürlüğüne çok önem verilir. Hükümet ya da Cumhurbaşkanı, her istediğini yapamaz ve söyleyemez. Her an, her saniye basının ve sivil toplum örgütlerinin kontrolü altındadırlar. Avusturya basınının bir kesimine söz geçirilse dahi diğer kesim en ufak pisliği yazar ve bu hemen dünya basınına mal olur. Kısaca kontrol mekanizmaları, etkindir. Hitler benzetmesi yakışıksızdır ve sorunların tespitinde bizi yanlışa düşürür.

Türk basını yıllardır, Avusturya tarihini bilen, siyasetini anlayan ve takip eden, her iki dile de hâkim bağımsız kişilerden yoksundur. Kopyala-yapıştır şeklindeki ve nüfuz casusluğu kokan haberlerden kaçınılması gerekiyor. Türk basınındaki her bileşenin, gerçeklerin üzerini örten habercilik anlayışından vazgeçmesi, ciddi haberciliğe yönelmesi ve Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerine, akli ve vicdani (Ülül Elbab) yönden tüm Türk milleti için doğru kararlar alabilmeleri adına örnek olması gerekir. Kraldan çok kralcılık, hem hükümetlere hem millete zarar verir. Medya, kamu adına hareket eden kutsal bir kuvvettir. İktidarların yatak odası dostu değildir.

AVUSTURYA İÇ POLİTİKASIYLA OYNANMASIN

Çutsay: Yeni Sebastian Kurz hükümetiyle birlikte Ankara’daki siyaset sınıfını ne gibi zorluklar bekliyor? Siz AKP’nin Avusturya seçimlerine fazla müdahil olmamasını, içeride olay çıkarmamasını neye bağlıyorsunuz? Bir mesaj alışverişi mi var bu çekincede? Viyana-Ankara ilişkileri ne durumda ve Kurz hükümetiyle nereye açılabilir?

Kılıç: Avusturya, kurulacak bir sağ hükümetin müsebbibinin, aslında Ankara hükümetinin yanlış Avusturya ve AB politikaları olduğunu bilmektedir. Ankara hükümeti, son on yıldır -son olarak referandum ile- en başta Almanya ve Avusturya olmak üzere Avrupa ülkelerinin iç politikasına karışmasının ters tepkilere neden olduğunu ve bu ülkelerdeki Türkiye göçmenlerine zarar verdiğini ve buralardaki sağ oyların artmasında azımsanmayacak bir role sahip olduğunu anlamışa benziyor. Bizim gibi insanların, yıllardır Avusturya basınında, dost acı söyler diyerek dile getirdikleri direkt ve indirekt ifadeleri de bunda etkili olmuştur. Doğru yol da budur.

Eğer dikkatli bir Avusturya siyaseti işlenirse, bardağın dolu tarafı görülebilir ve Avusturya ile Türkiye arasında dostluk köprüleri kurulabilir. Avusturya, Türkiye’nin düşmanı değildir. Tam tersine, 500 yıllık acı-tatlı kadim dostluğu nedeniyle Türkiye’yi en iyi anlamaya müsait olan ülkedir. Karşılıklı yanlışlardan ders çıkarılsın yeter. Eğer hükümete girerse kendini ciddi bir koalisyon ortağı olduğunu ispatlaması gerekiyor. İşleri hiç kolay değil. Ankara hükümeti yurtta barış dünyada barış siyaseti ile sakin güç olarak Avusturya’nın iç siyasetinden direkt veya indirekt kesinlikle elini ve dilini çekmelidir. Bu Ankara hükümetini zayıflatmaz tam tersine Avusturya iç politikasında suiistimalin önüne geçer. Demokratik olarak güçlü, hukuk devleti olan, kuvvet ayrılığına dikkat eden, hür basını olan bir Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür ve her sözü ciddiye alınır.

TÜRKLERİN GÜVENCESİ: AVUSTURYA DEMOKRASİSİ

Çutsay: Avusturya 8,5 milyonu aşkın bir nüfusa sahip. Bu nüfusa göre oldukça önemli bir kesim yani yaklaşık 300 bin kişilik Türk toplumu, ülkenin on yıllardır bir parçası olmuş durumda. Avusturya’daki Türkiye kökenli bu insanları neler bekliyor yeni sağ iktidarlar döneminde? 

Kılıç: Hep yineliyorum: Avusturya, demokratik bir hukuk devletidir. Yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı meydana gelen zehirli ortamı ortadan kaldırmak adına karşılıklı kışkırtmalardan kaçınmalıyız. Yeni hükümetin, en başta memurlarına olmak üzere herkese, her alanda Müslümanlara yönelik hal ve hareketlerinde dikkatli olmaları gerektiğini ifade etmesini bekliyoruz. Tamam, yanlışlar yapıldı. Ama bu zehirli ortamı temizlemek hükümetin görevi. Kimsenin korkmasına ve çekinmesine gerek yok. Tam tersine, kanun dışına çıkmadan ve kimseyi kışkırtmadan, medeni bir şekilde rahatsızlıkları tartışabileceğimiz bir ortama sahibiz. Hükümetin görevi, bir ülkenin iradesini ele alıp en başta yanlış işler yaparak halka rahatsızlık verenlere mani olmaktır. Demokratik hükümetten korkmaya gerek yok. Biz halkız.

BİROL KILIÇ KİMDİR?
İstanbul Şişli doğumlu olan Birol Kılıç, İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’ndeki eğitimine, beşinci sömestr sonrası Zürih Teknik Üniversitesi’nde devam etti. Daha sonra Viyana Teknik Üniversitesi’nden Yüksek Elektronik Haberleşme ve Biyoteknik Mühendisi olarak 25 yaşında mezun oldu. Mezuniyetinin ardından öğrencilik döneminde başlattığı başta yayıncılık olmak üzere kurduğu şirketler ile medya ve değişik alanlarda iş hayatına atıldı. Birol Kılıç, ortağı olduğu Viyana merkezli Neue Welt Verlag adlı yayınevi ile Alman dilinde önemli bilimsel eserleri, bir yayıncı olarak Avusturya Bilim Akademisi bilimadamları ile birlikte yayına soktu. Son bilimsel eseri, 24 önemli bilim adamı ile birlikte hazırlanan ve ilk defa 500 yıllık Osmanlı Avusturya Macaristan ilişkisinin objektif olarak araştırıldığı 800 sayfalık “Orient Okzident” başlıklı kitaptır. Yapıt, ilk defa Osmanlı İmparatorluğu’nu ve Türkleri olumlu ve yansız bir şekilde sunması nedeniyle, bilim dünyasında ilgiyle karşılanırken, Avusturya’nın Prof. Dr. Dr. Oliver Rathkolb, Prof. Dr. Arno Suppan ve Prof. Dr. Arno Strohmeyer gibi önemli ve duayen bilimadamlarınca da övüldü. Kılıç, 5 Aralık’ta, Viyana Eschenbach Sarayı’nda, önemli  filozoflarla birlikte Alman Filozof Immanuel Kant ile ilgili “Kants Wanderung über das Nebelmeer” adlı yapıtın tanıtımını da yapacak.
Avusturya’da bilime ve araştırmaya verdiği maddi ve manevi desteklerden dolayı Kılıç, çeşitli önemli kurumlardan onlarca takdirname ve üstün hizmet madalyası aldı. Bunlardan bazıları, Avusturya Bilim Akademisi takdirnameleri ve Avusturya Cumhurbaşkanlığı Üstün Hizmet Nişanı’dır. Birol Kılıç, öğrencilik yıllarında, Sabah Gazetesi ve ATV Avusturya temsilcisi, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu temsilcisi olarak değişik alanlarda uluslararası konularda haber ve yorumlar yapmıştı. Almanca yayınlanan Einspruch (İtiraz) adlı derginin de yayıncısı olan Kılıç, 1999 yılından bu yana yayınlanan ve Türkiye’de Facebook üzerinden aldığı binlerce beğeni ve paylaşımla dikkat çeken Yeni Vatan Gazetesi’nin imtiyaz sahipliğini yapmaktadır.
Avusturya Yabancı Basın Cemiyeti’nin 25 yıldır üyesi olan Kılıç, son 8 yıldır bu cemiyetin yönetim kurulu üyeliğini yapmaktadır. Kılıç ayrıca, Avusturya Macaristan İmparatoru tarafından kurulan Avusturya Meslek Ticari Birliği’ndeki yönetim kurulu üyeliğinin yanı sıra çeşitli önemli STK’ların ve düşünce kuruluşlarının da başkanı ve yönetim kurulu üyesidir.

Osman Çutsay

Odatv.com – 18.10.2017 – 06:35

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir