Son Dakika
23 Mayıs 2017 Salı

Avrupa Kültür 1 yılı geride bıraktı

23 Şubat 2017 Perşembe, 22:38

Batı Avrupa’da yaşayan 5.5 milyon Türkiye kökenli insan, toplumun her alanında etkin…

Peki, sanat ve kültür alanlarında durum ne? Bu dil üzerinden ve Avrupa’nın göbeğinde kültür-sanat ortamlarında olup bitenlere müdahale etme, en azından bu dilin içinden yorumlama olanağı var mı?

Bu soruya olumlu yanıt veren bir yayıncı, bir sanat yönetmeni ve bir de gazeteci tarafından geçen yıl internette kurulan aylık bir kültür-sanat dergisi, sessiz sedasız ikinci yılına girdi.

Avrupalı kültür adamlarından da özellikle görselliği nedeniyle sık sık tebrik alan, sadece internet üzerinden, ama özel bir formatla yayımlanan aylık dergi “Avrupa Kültür”, bir yılı geride bırakırken, Avrupa’da yaşayan milyonlarca “Türkçeli insanımıza” ek bir çağrıda bulundu. Avrupa Kültür, yeni bir aşamaya geçiş için Avrupa’da yerleşik Türkçeli aydınlarımızın ve aydın adaylarımızın daha etkin olmaları gerektiğinin altını çizdi.

İkinci yılına giren ve www.avrupa-kultur.eu adresinden yayımlanan Avrupa Kültür, bir yılın bilançosunu da masaya yatırdı. Yayıncı Ali Yıldırım, sanat yönetmeni Ömer Yaprakkıran ve gazeteci Osman Çutsay, kaleme aldıkları ortak bir yazıyla, artık nereden gelinip nereye gidildiği sorusunun ardına düşülmesi gerektiğini belirttiler. “Bir yılın ardından, yeni bir yıla doğru” başlıklı genel değerlendirmede şu ifadeler dikkat çekti:

EN BÜYÜK AVRUPA DİLLERİNDEN BİRİYİZ

“Artık 12’nci sayıdayız: Bir yılı geride bırakmış oluyoruz.

Nereden nereye geldik, nereye gidiyoruz?

Aylık çıkarmaya çalıştığımız bu dergi, sadece emeğin değil bir dilin de göçünü içeren yarım asırlık bir sürecin ürünü aslında. Kuşkusuz, dağıtım sınırını tarihe karıştıran bilgisayar ve internet teknolojisinin de bir sonucu. Bir hedefi vardı, hâlâ da var: Türkçe büyük dünya dillerinden biridir ve özellikle Türkiye Türkçesi, çağdaş Avrupa’nın yerleşik bir parçasıdır madem, yaşlı kıtanın kültür yaşamına da en üst düzeyde ve doğrudan müdahalelerde bulunmalıdır. İçinde yaşadığı Avrupa toplumlarının sanat dahil tüm sorunlarına derinden vakıftır ve artık sadece sorun saptamakla değil, çözüm önerileri geliştirmekle de yükümlüdür. Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, İngilizce gibi dillerle Türkçe arasında bir alt-üst sıralaması yapılamaz.

AVRUPA KÜLTÜR, sanayinin ve teknolojinin beşiği bir coğrafyada yaşayan 5 milyonu aşkın Türkçelinin yeni bir görevle karşı karşıya olduğunu gözleyerek “vaziyetten vazife çıkardı”: Cumhuriyet rejiminin aydınlanmacı rüzgârıyla serpilen çağdaş Türkçeyi kullananlar, Avrupa entelektüel yaşamının en müşkülpesent sanat olaylarını bile yerinde algılamak, aktarmak ve yorumlamak için yeterince gelişkin bir dilin taşıyıcısı olduklarını bilmeli, bunu da en azından kendilerine kanıtlamalıdırlar. Böyle bir girişim, ancak “yurttaş yayıncılığı” ile gerçekleşebilir. Onu yapmaya çalışıyoruz.

KÜLTÜRDE VARIZ, YA YAYINCILIĞIMIZ

Kendimizi elbette yeterli görmüyoruz, her durumda AVRUPA KÜLTÜR’ün çabasını daha çok geliştirmek zorunda olduğumuzun farkındayız. O nedenle kendimize de soruyoruz: Batı Avrupa’nın kültür dünyasında olan bitenleri Türkçe üzerinden görüp yorumlamak neden önemli? Hegel’i, Zizek’i, Beethoven ve Philip Glass’ı, Fazıl Say’ı, Pablo Picasso ve Francis Bacon’ı, yeni sanat pratiklerindeki tüm fırlak eğilimleri, sadece Fatih Akın’ı değil sinemadaki tüm yeni çıkışları, artık doğrudan Almanca yazan Türkçeli genç kuşak yazarları, örneğin Luther için roman yazan Zaimoğlu’nun itilimlerini, özellikle de kabarecilerimizi… Hepsini yakın takibe almak zorundayız: Bu dilin içinden. Kültürel yaşamın her alanında varız, o zaman varlığımızı sadece Avrupa’nın yerleşik dilleri üzerinden değil, bu görece yeni ve “kalıcı konuk” dil üzerinden de göstermek durumundayız.

Böyle davranmazsak ne mi olur?

Bir geçici “şey” olduğumuzu kabullenmek durumunda kalırız.

MADEM KALICIYIZ…

Aydın, kalıcılık iddiası olan cumhuriyetçi ve aydınlanmacı müdahalenin bir diğer adıdır.

Kültür dünyasında nelerin olup bittiğini Türkçenin içinden bunlara nasıl bakılabileceğini göstermeye çalışıyoruz. AVRUPA KÜLTÜR, sadece artık olgunluk çağını sürdüren yazar ve çizerlerin görevi değildir, ayrıca Türkçeli ve Avrupa’da yerleşik genç kuşağa da bir özgüven aşısıdır.

Türkçeli aydın, bu özgüveni geliştirmekle yükümlüdür.

Hem Türkçenin hem de Avrupa’nın bu tür bir müdahaleye ihtiyacı var. Eşitliğin ve eşitlikçiliğin izini sürüyoruz sonuçta: Türkçe, aslında Almanca ile Rusça arasındaki ve en az onlar kadar gelişkin bir büyük dil ve kültür alanı olarak kültürel yaşamı yine bu diller kadar zengin/olgun/genç bir merakla izleyip değerlendirebilir.

Bu doğrultuda yeni adımlar atmaya çalışıyoruz.

Avrupa’daki Türkçelileri bu çabaya daha yoğun bir biçimde katkıda bulunmaya çağırıyoruz. Toplumsal yaşamın her sektöründeki her işi yaparız, ama onlar kadar “üst düzey kültür işleri” de çıkarabiliriz ve mevcut yaşam kültürünü değerlendirmeye alabiliriz.

İşte ikinci yıla kültürel yaşamın her alanından Türkçelilere böyle bir çağrıyla ve yeni katılımlarla zenginleşme umudu içinde giriyoruz. Sizleri mücadelemize ortak olmaya davet ediyoruz.

Avrupa’da yerleşik ve Türkçeyi daha yüksek düzeylere çekmeye çalışan, aydınlanmacı, cumhuriyetçi, laiklikten taviz vermeyen, eşitlikçi ve özgürlükçü tüm kültür insanlarımıza bu kapı ardına kadar açıktır.”

Odatv.com – 23.02.2017 – 02:38

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir